Zaman en büyük tutsaklığımızdır

En son ne zaman kendiniz oldunuz? Sadece kendiniz ama! Birinin sevgilisi, çocuğu, karısı-kocası, annesi-babası, kardeşi, arkadaşı, çalışanı değil. Sadece kendiniz olduğunuz zamanları düşünün. Hayat size bu fırsatı tanıyor mu? Elleriniz cepte bir sokakta yürüme süresi, deniz kıyısında oturup bir geminin geçip gidişini seyretme süresi, bir kedinin uyanışını seyretme süresi de olur bakın. Mutluluk küçük anlarda gizlidir. Bütün bir ömrü mutlu geçiremez hiç kimse. Öyle olsa alışkanlıklara döner, basitleşir, sıradanlaşır, mutluluk körlüğü başlar.

Kim tutar öyleyse, kim alıkoyar bizi kendimiz olmaktan? Aslında hiç kimse… Kimse bunu bilerek ve isteyerek yapmaz ki. Hayatın bir oyunu bu. Güzel bir oyun hem de.

Mutlu olduğumuz, sevdiğimiz, hayatımızda olmasını istediğimiz insanlar en çok kollarımızdan tutar bizi. O uçsuz bucaksız özgürlüğümüzün bedeli, bu gönüllü tutsaklık, mutluluk dediğimiz şeydir bir bakıma.

Fakat zaman… Acımasızdır. En büyük tutsaklığımızdır zaman. Görünmez sarmaşık kollarıyla sarar tüm bedenimizi, ruhumuzu, hayallerimizi. Oraya veya ona artık gidemeyeceğimize emin olduğunda bırakır. İş işten geçmiştir. Zaman en büyük numarasını yapmıştır ve biz bunu fark ettiğimizde derman kalmamıştır dizlerimizde.

Zaman en büyük tutsaklığımızdır. Onu unutanlar kazanır.