Etiket: izmir

Babadan harçlık almak

Yaş ilerledikçe, insandaki maddi etkisi manevi etkiye dönüşen bir ilişki bu. Çocukluk döneminde tek gelir kaynağımız, babanızdan veya annemizden düzenli olarak aldığımız harçlıktı. Ulaşım, yeme-içme ve benzeri ıvır zıvır harcamalarınızı bu parayla karşılardık. Bazı çocuklar, bu düzenli harçlıklarından artırarak biriktirir, sonrasında hayırlı bir iş için kullanırlardı. Hep özenmiştim onlara. Hâlâ da özenirim, ne yalan söyleyeyim.
Periyodik ödemeler dışında, bazen olağanüstü harcamalar için ana-babadan harçlık talep ederiz. Bana mı öyle geliyor, yoksa kolektif bir duygu mudur bilmem; harçlık almak dendi mi, aklıma “babadan harçlık almak” geliyor.
Gözlemlerim beni yanıltmıyorsa, evlatları büyüdüğünde, kendi bağımsız hayatlarını kurduklarında bile, babalar onlara arada harçlık vermekten bir mutluluk duyuyor. Aile ziyaretinde dışarı bir şey almaya çıkarsınız, elinize tutuşturur bi 50’lik. Veya yola çıkmak üzereyken, hiç ihtiyacınız olmasa bile cebinize sokmaya çalışır. Bana öyle geliyor ki, harçlık müessesesi babanın eskiye özlemini, babalık duygusunu pekiştirmesini sağlıyor biraz da… Bu sebepten, baba ile çocuk arasındaki bu harçlık verme ritüeli belli bir yaştan sonra tamamen duygusal forma bürünüyor. Çocuğun orta yaş üstüne doğru yol almasıyla da azalarak bitiyor.

Bir şehri özlemek

YAŞ ALDIKÇA şehirlere olan düşkünlüğüm, onlara yüklediğim anlamlar artıyor. Eh, yeni şehirler tanımanın da bunda etkisi var muhakkak. O şehirde ne kadar vakit geçirdiğimin de çok önemi yok üstelik. Bir şehri özlemek… O şehrin sokaklarına ne kadar anı serpiştirdiğim, ne kadar fotoğrafını kaydettiğim, ne kadar yüzle yüzleştiğimle ilgili bir şey…
Şimdi sizlere özlediğim şehirlerden bahsedeceğim kısa kısa. en yakınımdaki iki şehirle başlayacağım. Sonraki yazılarımda uzak şehirleri yazacağım. O şehirlerin aklımda bıraktığı tortuları, ruhumun pasajlarındaki tozlu sinema salonlarının yankılı sahnelerini anlatacağım.

İzmir

Doğduğum şehre otobüsle gittim çoğunlukla. Bir defa trenle girmiştim. Son yıllardaysa hep uçakla gidip geldim. Otomobille gidiş gelişlerim en güzelleriydi. İzmir’e gitmek, gidiş-dönüşüyle birlikte çok güzel oldu hep benim için. Düşündüm de, genelde yalnız gittim İzmir’e. Orada yaşayan akrabalarımın pek azıyla iletişimim var. Ve birkaç arkadaş… Formlarda doğum yeri kısmına “İzmir” yazarken hep İzmir fotoğrafları canlanıyor aklımda. Oranın gündüzü de sakin, gecesi de. Ama ölü bir sakinlik değil. Heyecanlı, tatlı bir sakinlik… İzmir’de kaybettiğim insanlar var sonra. Kamer Amcam, Gürsel Amcam, sonracığıma Ahmet Piriştina var… Ne güzel insanlardı onlar. Kordon’u özlüyorum genelde. Eski Foça benim ilk gençlik yıllarımın yeridir. İlk sarhoş olduğum kumsal orada. Âşıklar Yolu’undan bisikletle geçmek, Ferdi Abi’nin işletmeciliğini yaptığı adacığa gitmek… Adanın karşısında yüksek bir tepe vardır, kullanılmayan su deposunun yanından el salladığınızda ta uzaktan Ferdi Abi sizi görür, sandalıyla gelip alır, küçük adaya götürür. Orada Foça’yı izlemek, şarap içmek, denize girmek, arılardan kaçmak bir gelenektir… Menemen’deki büyük çay bahçesinde yaz geceleri geç saate kadar tüm ilçe halkıyla tombala oynamak da güzel anılardan biri olarak duruyor zihnimde. “Taşra” dendiğinde aklıma yaz günlerinde Menemen geliyor. Karşıyaka’da tren istasyonunun bulunduğu yerdeki çay bahçesi hakiki mekânlarımızdan biriydi. Günün neredeyse yarısını orada tüketirdik. Sonra Kordon, Pasaport, Konak… Geceyi uzatmanın en iyi yeri, yolu. İzmir güzel bir kız gibidir. Hiç yaşlanmayan ve hep gülümseyen bir sarışın kız…

izmir-pasaport

Devamını oku

Sous le ciel de Paris

Paris’in göğünün altında… sinir bozucu biçimde düz bir alan üzerine kurulu şehirlerin böyle bir haleti ruhiyesi vardır. o şehirdeyken, göğünün altında hapis gibisinizdir. her yer gökyüzüdür.
paris işte böyle bir şehir. tıpkı berlin gibi, amsterdam gibi, izmir gibi, londra gibi, prag gibi, budapeşte gibi, barselona gibi eskişehir gibi… ama istanbul hiç öyle değil. lizbon da öyle değil. ve daha pek çok güzel şehir öyle değil.