O artık çok uzakta: Elephant Woman

Biriktirdiğimiz, yıllarca farkında olmadan çoğalttığımız bir kendini bırakma ihtiyacı vardır ya hani; bilmeden taşımışızdır. İşte orada, yani tam da o sarsılarak, boğularak, ölerek, çıldırarak ağlamada hissedilen bir garip huzur vardır. İç dökmenin bitimine doğru, derin iç çekme, tertemiz bir nefes alma sırasında… Bu bahsettiğim hüzünle karışık huzur var ya, öylece, ansızın gelip geçer içimizden. Biraz daha dursun isteriz, durmaz gider. Vakti yoktur.

Blonde Redhead’in Elephant Woman şarkısı tam da böyle bir şarkı. Öyle bir şarkı ki, içimizde ararız böyle uzakta kalmış yanlarımızı.
Geçmişi, geleceği, yaşadıklarımızı, yaşamadıklarımızı didikleriz. Arasından bu şarkıya dair bazı notlar, mektuplar, şiirler, şarkılar ararız.
Nihayet, bir şekilde çıkar karşımıza. Çünkü bu şarkının ustalığı, insan ruhunu temizlemesinde saklı. Ruhumuzu temizler, dökülenler arasından bir demet papatya sunar. Kokusuz, ruhsuz, tatsız, sadece renkli bir demet papatya.
Vazoda güzel durur diye düşünürüz. Ve belki de bu çiçekleri ve pek çoğunu hak eden işte o kadına adanmış bir şarkı olduğunu kabul ederiz.
Hayat her zaman zordur. Güzelken de, çirkinken de… Bazı şarkılar, o birkaç dakika içinde işimizi kolaylaştırır.
Nefes alırız. Derin bir iç çekiş. Bir dalgınlık, bir iç çekiş, bir nefes daha…