Hüzün erken geldi bu yıl

Murathan Mungan’ın “yedi kapılı kırk oda” kitabında bulunan “güvercin gömleği” hikayesinde geçiyor başlıktaki söz.

Şaşırtıcı, ürpertici, iç karalayıcı, kalp karalayıcı bir öykü… İnsanın ruhuna çizik atan bir kurgu. Türkçenin saçlarını tarayan yazarımızın cümleleri gürül gürül çağlıyor bu hikayede.

Kıyamadım hızlıca okumaya. Her sayfanın sonunda o sayfanın başına dönüyorum. Hikaye bittiğinde yüzümü nereye dönerim bilmiyorum. Bir gemi, bir yol, bir şehir, bir deniz…

Yazının başlığında duran bu söz, takvimimizde hüznün mevsimini sorduruyor. Hüzün zaten çoğu kez zamansız gelmez mi? Az biraz ölüm gibi. Nereden ve nasıl geleceği önceden bilinmiyor.

Yine de her insanın bir hüzün mevsimi, iklimi var sanki. Pek çok insan için bunun adı sonbahar veya aşk manyetiğinden kaynaklı olarak ilkbahar. Nedendir bilmem, benim bildiğim ayrılıklar yaz aylarına düşüyor.

Benim hüzün mevsimim kış. Bu iklimin hüznünde bakışlar, gökyüzü gibi grileşir, buğulanan camlara eksik bir şeyler karalanır, tren sirenleri çığlık gibi yankılanır, sokak kedileri tedirgin adımlarla apartmanların saçak altlarında yürürken her daim sığınacak bir yer arar. Çünkü hiç bir sığınak uzun ömürlü değildir. Hiç kimse için…

kış başlıyor sevgilim
hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
oysa yapacak ne çok şey vardı
ve ne kadar az zaman
kış başlıyor sevgilim
iyi bak kendine
gözlerindeki usul şefkati
teslim etme kimseye, hiçbir şeye
upuzun bir kış başlıyor sevgilim
ayrılığımızın kışı başlıyor
giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime

(murathan mungan/yalnız bir opera’dan)