Turgut Uyar’ın penceresi: Gök, bulut, su

Ne zaman dara düşsem; hayattan, insanlardan, düşüncelerden, şehirlerden kaçasım gelse hızır gibi yetişir Turgut Uyar.

Bir şiir tutuşturur elime, tertemiz bir nefes gibi. Turgut Uyar şiiri öyle bir şiirdir ki, sanki sadece okuyanı için yazılmıştır ve sadece okuyanının çözebileceği şifrelerle doludur. Bir Turgut Uyar şiiri okurken gökyüzü mavileşir, güneş ağaç dalları arasından gülümser, kuşlar yakından uçar, yapraklar ağır çekimde düşer, sular karnesini almış bir çocuk coşkusuyla akar akar durur.

“Kişiye özel”dir Turgut Uyar’ın şiiri. Okuyanı için özel olarak yazılmıştır, o kişiye özgü gizler saklıdır satır aralarında.

Turgut Uyar şiirini okurken, sanki, uzun saçlı bir kız çocuğunun saçları tararım usul usul. Her Turgut Uyar şiirinde bir kadının saçları örülür bir yerlerde. Ve bir kadının saçları örüldüğünde, artık ölümcül bir silahtır.

Gök, bulut, su… Turgut Uyar’ın en munis, böyle, ne bileyim… En yalvaç şiiridir bana göre… Durup dururken akla gelebilir dizeleri. İnsan bu şiiri okuduğunda ezberlenmemesi gerekecek kadar özel olduğunu fark ediyor. Hep diyorum ki, bu şiir burada kenarda kalsın, birkaç yıl sonra tekrar okuyayım. Birkaç birkaç yıl sonra bir daha, daha birkaç yıl sonra da okurum. İşte, böyle bir şiir…

 

gök, bulut, su

senin bardağına koyduğum su
o suyun rengi başkadır
tut ki ığdır düzlerinde bir çadır
sivas yöresinden bir ölüm
ya da kaçak bir bitlis cigarası
çünkü o göğün ve bulutun
birlikte uykusudur

seni ilk haziranda görmüştüm
şapka giymemiştin çünkü yazdı
zaten hiç giymezdin belki de
kimin dünyayı görecek hali vardı oysa
sokaklar mavilik demetleri şunlar bunlar
şunlar bunlar diyorsam unutulmaz şeylerdi ha
örneğin çiçekti her şeyin ilk yarısı
ellerim ceplerime gitti durup dururken
yani herkesin aşk aşk dediği buysa

şarkı bile söyleyebilirdim bir tavanarasında
çocuk gözlerindeki şaşkınlığı tadarak
yani ancak günlerce koşarsam duyabilirdim
aramızda ne varsa
kıyıya bile inerdim anlıyor musun bir cuma günü
kıyıya inmeden hiç alışkın olmadan
bütün kurda kuşa börtü böceğe bir bir bakarak
şimdi senin bardağına koyduğum su var ya
bu suyun rengi başkadır

ben ne soğuk demirciyim ne terzi kalfası
ne marangoz ne bir gemi tayfası
istedim olamadım o başka
yani ne bulut ne gök ne çadır ve ölüm
ellerimin rengi biraz kırmızı da
galiba ondan