Daha Dün Yirmi Yaşındaydım

Sizin yirmili yaşlarınızda kalan, unuttuğunuz bir şey var mı? Benim var. O yıllardan alacaklıyım. Unuttum, fark etmedim, bilmiyordum…

Geri dönüp toplayamazsınız, artık çok uzaklardadır yirmili yaşlar. Evden, kısa süre kaldığımız otel odasından veya iş yerinden filan toplanıp çıkarken içimizi bir anlığına kaplayan, “bir şeyleri unutmuş olma” hissi gibi…

Bu duygunun hayata yayılmış halini tasavvur edin. Sonra da dönüp eski fotoğraflara bakın. Yirmili yaşların mutlu, umutlu, tatlı fotoğraflarına. Ah o tatlı yıllar… Bu fotoğraflara bakarken, -ki benim için 10 sene öncesinde kalmıştır o zamanlar- içim eziliyor.

Yirmili yaşlarımı özlüyorum. Sanki o yaşlarda unuttuğum bir şeyler var. Yaşanması, yapılması, söylenmesi gereken bazı şeyleri -o şeyler neyse artık, törpüler bizi- unutmuşum gibi bir his kol geziyor etrafımda. Ne olduğunu tam olarak bilmiyorum. Sadece varlığından haberdar ediyor beni bu his; başka sır vermiyor.

Yıllar sonra çıkıp gelecek belki karşıma. Denizin kıyısına vurmuş çöpler gibi. O zaman içimden bir gemi geçecek. O gemide el sallayacak belli belirsiz birileri. Yirmili yaşlar artık çok uzaktadır.

Ordusu yenik düşmüş bir komutanın, sağ kalan askerlerine “geri çekilin” emrini vermesi gibi, çekilirim kendi zamanıma. Bana kalan tek şey, yaşamakta olduğum zamandır. Geçmiş zaman, geçmiştir; zaman değildir aslında.

Charles Aznavour’un en sevdiğim şarkılarından biri bu hikâyeyi anlatıyor. “Daha dün yirmi yaşındaydım” diye başlıyor Aznavour şarkıya. Jean-Marc Vallée’in 2005 yapımı C.R.A.Z.Y. adlı filminde, babası Zac’e yirminci yaş gününde bu şarkıyı söyler (daha doğrusu pikapta çalan Aznavour’a eşlik eder) ve “Bu şarkı senin için yazılmış” der.

Aslında bu şarkı, yirmili yaşların o hoş başıboşluğu, o tatlı serseriliği, tende kamaşan güneşin sıcaklığı, o özlenen tazeliği için de yazılmıştır.

Zac için ve yirmili yaşlarına, uzaklaşan bir gemiye el sallar gibi bakanlar için… Daha dün yirmi yaşındaydım.

(Ne tesadüftür ki, bu şarkının süresi tam olarak 2 dakika 20 saniyedir.)

Daha dün
yirmi yaşındaydım
zamanı okşuyordum
ve hayatla oynuyordum
tıpkı aşkla oynamamız gibi
ve geceyi yaşıyordum
günlerim üzerine düşünmeden
zamanın içinde kaçışan

Bir dolu plan yaptım
havada kalan
bir sürü umut kurdum
kendine kendine uçuşan
ve kaybolmuş kaldım
nereye gideceğini bilemez
-gideceği yeri- gökyüzünde arayan gözler
fakat toprağa konmuş kalple

Daha dün
yirmi yaşındaydım
zamanı savurup saçıyordum
durmaya inanarak
ve onu geri almak için
hatta önüne geçmek için
koşmaktan başka bir şey yapmayarak
ve soluğumu kestim

Geçmişi boşvererek
geleceğe kurarak
kendimden önceydim
tüm tartışmalarda
ve fikrimi sunardım
iyiyi istediğimi söyleyen
dünyayı eleştirmek için
küstahlıklarla

Daha dün
yirmi yaşındaydım
fakat kaybettim zamanımı
delilikler yaparak
sonunda bana
kesin hiçbir gerçeklik bırakmayan
yüzümdeki birkaç çizgi
ve can sıkıntısı korkusu dışında

Çünkü aşklarım öldü
daha başlamadan
arkadaşlarım gitti
ve geri gelmeyecekler
benim hatam yarattığım
etrafımdaki boşluk
ve hayatımı ziyan ettim
ve genç senelerimi

En iyisinden ve en kötüsünden
en iyisini atarak
gülümsemelerimi dondurdum
ve gözyaşlarımı buz kestirdim
şimdi neredeler
şimdi benim yirmili yaşlarım

***

Hier encore
j’avais vingt ans
je caressais le temps
et jouais de la vie
comme on joue de l’amour
et je vivais la nuit
sans compter sur mes jours
qui fuyaient dans le temps

J’ai fait tant de projets
qui sont restés en l’air
j’ai fondé tant d’espoirs
qui se sont envolés
que je reste perdu
ne sachant où aller
les yeux cherchant le ciel
mais le cœur mis en terre

Hier encore
j’avais vingt ans
je gaspillais le temps
en croyant l’arrêter
et pour le retenir
même le devancer
je n’ai fait que courir
et me suis essoufflé

Ignorant le passé
conjuguant au futur
je précédais de moi
toute conversation
et donnais mon avis
que je voulais le bon
pour critiquer le monde
avec désinvolture

Hier encore
j’avais vingt ans
mais j’ai perdu mon temps
a faire des folies
qui ne me laissent au fond
rien de vraiment précis
que quelques rides au front
et la peur de l’ennui

Car mes amours sont mortes
avant que d’exister
mes amis sont partis
et ne reviendront pas
par ma faute j’ai fait
le vide autour de moi
et j’ai gâché ma vie
et mes jeunes années

Du meilleur et du pire
en jetant le meilleur
j’ai figé mes sourires
et j’ai glacé mes pleurs
où sont-ils à présent
a présent mes vingt ans?