Cemal Süreya’nın gözleri

cemal süreya’dan bahsedildiğinde, güzel aşk şiirleri yazdığı söylenir. bana kalırsa cemal süreya aşk şiiri değil, âşık şiirleri yazmıştır. şiirinde aştan ziyade âşıktan, âşıklardan bahseder. derim ki, aşkı anlatmanın en güzel yolu, âşığı anlatmaktır. cemal süreya ile ilgili çok şey anlatılabilir. zira çok zengin, renkli, curcunalı bir hayat sürmüş bir abimiz. bazı insanlara, arada ne kadar büyük saygı-hürmet denizleri olsa da, “abi” diyebilmek bambaşka bir samimiyetin eseridir. benim yüzyüze tanışmasak da “abi” diyebildiğim bazı büyüklerim var. cemal süreya bunlardan biridir. ona “abi” diyebiliyorum. ama örneğin edip cansever’e diyemiyorum; ona “edip bey” diye sesleniyorum. turgut uyar’a ne “abi”, ne de “bey” diyorum. “turgut uyar” diye sesleniyorum.
cemal süreya’nın “aşk” başlığını taşıyan şiiri, onlarca farklı şiiri içinde barındıran bir metin olarak duruyor içimde bir yerlerde. bir kadına, güzel bir kadına, aşık olunan güzel bir kadına yazılmış onlarca şiirin tek sayfadaki kardeşliği gibi…
cemal abi kendi âşıklığı üzerinden aşkı anlatmış. cümlelerin kurgusunda, kelimelerin sadeliğinde ve saflığında bir çocuğun aklının tertemiz duruşunu görebiliriz. bir defa çok güzel bakıyormuş. şiirinden belli nasıl da güzel baktığı. çocuk gözleri gibi ışıl ışıl bakarmış. ışığı yansıtırmış, aşkı yansıtırmış. denir ki, hiçbir kadın o gözlere, gözlerini kaçırmadan bakamamış.
aşk adlı şiirinde, “şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi” derken, o güne kadar kadının gözlerinin içine iyi bakılmadığını, bakımsızlığın sebebinin, aşkla bakılmaması olduğunu anlatır cemal abi. her kadının anlayamayacağı bir övgüdür. cemal abi kadar güzel bakan bir erkek olamaz.
bu dizede kadınına diyor ki, şimdiye kadar senin gözlerinin mavi derinliğine kimse inememiş, kimsenin nefesi yetmemiş, kimse uzun uzun bakamamış, bakımsızlığı buradan geliyor. ama ben bakarım. hiç merak etme ben bakarım.
cemal abi’nin bir başka şiirinde geçen “aşklar da bakım istiyor öğrenemedin gitti” sözüyle şiire uğurlayayım sizi. vay be…

aşk

şimdi sen kalkıp gidiyorsun. git.
gözlerin durur mu onlarda gidiyorlar. gitsinler
oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
oysa allah bilir bugün iyi uyanmıştık
sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı,
bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun oturmuştu
bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
sanki hiç olmamıştı

oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu

şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullular
şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi ki sevmek
ki karaköy köprüsüne yağmur yağarken
bırakasalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
çünkü iki kişiydik

oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
seni bir kere öpsem ikinin hatrı kalıyordu
iki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
sonrası iyilik güzellik.