Bir Binanın Görkeminde Oturmak

Avrupa’da en küçük şehirlerin bile çoğunda tren garları müthiş görkemli binalara sahip. Gittiğim Avrupa şehirlerinde, merkez istasyonlarını görmek için mutlaka fırsat yaratıyorum. Dışarıdan bakarken sunduğu ihtişam, içeride çok farklı bir yüzünü gösteriyor.

Belçika’nın en güzel üç şehrini dolaşma fırsatı buldum şimdiye kadar. Brüksel, Brugge ve Antwerp. Bu fotoğrafı, Anvers’te, otobüs durağında beklerken çektim. Farklı açılardan bakmış ve değişik kareler denemiştim. Gelin görün ki, otobüse binmeden önce çektiğim bu son kare, en güzeli oldu. Fotoğrafın bu yanını da seviyorum. Siz ne kadar arasanız da, doğru açı kendiliğinden sizi buluyor.

1895’te inşaatı başlayan bina, 10 yıl sonra hizmete açılmış ve o günden beri insanları farklı şehirlere ve ülkelere yolculuyor. Dünyanın dördüncü en büyük tren istasyonu sayıldığı bilgisini de peşinen vermeliyim.

Görkemli merkez istasyonunu çekerken, kadrajıma konuk ettiğim insanlar konuya zenginlik kattı. Tek banka sıkışmış dört genç, yerdeki güvercinlere gülüyor. Bir bank boş. Sonra yalnız oturan bir adam. Ayaklarını kayıtsızca bırakmış, ellerini karnında birleştirmiş, muhtemelen gençlere bakıyor. Onun hemen yanındaki bankta aynı yaşlarda bir başka adam oturuyor görüyorsunuz. Bacaklarını bırakışı, ellerini kavuşturuşu, hayata kayıtsızlığı aynı.

Birkaç defa herhangi bir işim gücüm yokken, gidip öylesine bankta oturup etrafı boş gözlerle seyretmiştim. İnanın müthiş rahatlatıcı, kendine getirici bir terapi. Hele hele böylesine güzel bir arka plan yaratma şansınız varsa hiç durmayın. Böylesine görkemli bir binanın önündeki banklarda zaman öldürmek için oturmak her insana nasip olmaz.

Ağustos 2011 – Anvers/Belçika