Bazı aşklar geldikleri gibi giderler

Bazı şeyleri zaman birimleriyle ölçmeyecek kadar hayatı tanımaya başladığımızda, ruhumuzda bıraktığı tortuların farkına varıyoruz. Güzel bir film izlemek, bir roman okumak, ruhumuza bir şarkının değmesi, bir şiirin mermi gibi sıyırıp geçmesi. Nasıl geçip gittiği değil de, nasıl başladığı ve ömrümüze nasıl gün gün yayıldığı daha mühim hâle geliyor. O ilk tatlar, ilk dokunuşlar, ilk heyecanlar, ilk çekingenlikler. Şiddetli, altüst edici, sarsıcı bir şeyler arıyorsanız çok fazla seçeneğiniz kalmıyor aşktan başka. “Ki aşk da kısa ömürlüdür, başlar gibi biter” dediği gibi şairin. Zamanla değil ama, ömürle ölçebilirsiniz aşklarınızı. Ömrünüze yayılan aşkların sayısı öyle parmakla sayılacak kadar çok değildir, bilirsiniz. Güzel başlar, acı biter. Güzel bittiği nerede görülmüştür?

Bazı aşklar saman alevi gibi yanar-yakar-biter. Başlar gibi biter. Kelebek ömrü kadar, siz onu uçarken gördüğünüzde bir ayağı çukurdadır. Bazı aşklarsa kısık ateşte pişer. Belki diğerleri gibi şiddetli ve kahredici değildir, fakat gün gün ömrünüze yayılır. Yatılı gelir, bir ömür kalır. Artık misafir değildir. Efendinizdir, dizlerinin dibi memleketinizdir. Bırakın bilmesin, siz biliyorsunuz ya, o yeter.

Bazı aşklar geldikleri gibi giderler. Sadece hatırlanırlar. Hatırladıklarımız bizim değildir, bizden değildir, sönmüş bir yanardağ kadar zararsızdır. Hatıra olan bir aşktan kimseye hayır gelmez. Her hatıranın anısı yoktur. Sigaranızın dumanı gibi dağılır gökyüzünde hatırası.

Bazı aşklar geldikleri gibi giderler. Kalmasını ister miydiniz? Ne istediğinizi bilseydiniz, zaten âşık olmazdınız. Aşk, ne istediğini bilen kişinin işi değildir ki. O saman alevinde ısındınız mı? Belki ürkek bir sızı kaldı. O kadar.  Gördünüz değil mi kelebeğin kanat çırpışlarını. Geldiği gibi gitti.