Aşk ve nefret

Arkadaşımla sohbet ederken, konu bir ortak tanıdıktan açıldı, ondan nefret ettiğini söyledi. Ben de arkadaşıma “senin hayatında önemli bir yeri var öyleyse” dedim. Çünkü nefret duyguların şahıdır. Bir insandan nefret etmek, onu hayatının epeyce mühim bir köşesine koymak anlamına geliyor. “Aşk”la karşılaştırmak mümkün. Pek çok zaman birbirlerine bağlanabiliyorlar. Veya bir arada yaşadıkları da oluyor. Bununla birlikte, nefret bence aşktan daha “koyu” bir duygudur. Murathan Mungan’ın “7 Kapılı 40 Oda” kitabında Kan Kalesi adlı hikayeyi okuyanlar, nefretin nasıl derin ve mühim bir his olduğunu hatırlayacaktır.

Duyguları eğer birer madde gibi düşünürsek, karışımlarından elde edeceğimiz sonuçların çok enteresan tablolar ortaya çıkarabileceğini hayal edebiliriz. Sancılı bir sürecin sonunda doğan bir aşkın içine 2 doz intikam ve 3 doz kıskançlık eklerseniz tadından yenmez bir netice ortaya çıkabilir. (Ev ödevi: 2 ve 3 tür duygudan oluşan karışımlar yapıp neticelerini görün. Sonra da beni arayın.)

Bakmayın, duyguların da cinsiyeti vardır. Üstelik doğanın en vahşi kuralları onlar için geçerlidir. Aşk dişi bir duygudur mesela. Yakar, yıkar, yok eder, doğurur, güzelleştirir, büyütür. Ama sonuç olarak dişidir ve aslına bakacak olursanız, çok zayıf bir rüzgarda, ürkek bir yaprak gibi teslim olur. Aşk saf bir duygu değildir. İçinde pek çok şey vardır. Bir aşkın analizini yapıp içinde sizi hayretlere düşürebilecek elementler görebilirsiniz. Ölümsüz aşk edebiyatı yapanlar lütfen ev ödevlerine göz atsınlar ve “aşk” sanılan o şeyin içinde bilmem kaç tane yabancı madde olduğunu görsünler.

Nefret ise erkektir. Erkek duygular her zaman üstün olmaya, türü belirlemeye, mevcut yapıyı domine etmeye çalışır. Üstelik çoğu zaman bunu başarır. Aşkın içine bir doz nefret kattınızda dünyanın en görkemli hissi karşınıza çıkar. Nefret ve aşk birbirine çok uzak dursa da, yan yana geldiklerinde çok tehlikeli olurlar. Aşk gibi naif bir duygu, içine nefret girdiğinde ölümcül bir zehre döner!