Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç

bana kalırsa ikinci yeni’nin üç asından (diğerleri cemal süreya ve turgut uyar’dır) en karmaşık ve en az anlaşılmış şairi edip cansever’dir. şimdi biliyorum yeri değil, bu yüzden detayına girmeyeceğim. fakat neden böyle dediğimi merak ediyorsanız bu şairimizin yaşam hikayesine bir bakın internetten. sonra da “ben ruhi bey nasılım” şiirini okuyun. bana hak vereceksiniz.edip cansever’in kapalı dünyasına girmiş, farkında olmadan bunu başarmış nadir insanlardan biri tomris uyar. bu yazımda konu olan şiir, edip cansever tarafından tomris uyar’a ithaf edilmiş bir şiir.
edip cansever, her 15 martta bir büyük yeni rakı ile o gün için yazılmış şiirle tomris uyar’ın evinin yolunu tutardı. her ikisi de rakıyı severdi. fakat edip cansever’i oraya getiren şey, tomris uyar’ın, yani aşığı olduğu kadının doğum gününde ona bir şiirle sesini duyurabilmekti. edip bey duygularını sene boyunca gizler, kimselere belli etmez, sadece 15 martlarda bir şiirle tomris uyar’ın karşısına çıkardı. işte o günlerden birinde edip cansever bu şiiri okudu tomris uyar’a, “ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç” diye sitem etti belki de. edip bey’in sitem taşan tek şiiri bu değildi şüphesiz. “bilmezsin bu yolları sen” adlı şiirinde sesini biraz daha yükseltmişti cansever.
edip cansever’in seçtiğim bu şiirini elbette ilk dizesiyle sevmiştim. yalın ve güzel bir anlatım var. lafı dolandırmadan, evirip çevirmeden direkt söylemiş söyleyeceğini… sevdiğiniz insanı hayal edin, onu uzun bir yolda yürürken gördünüz mü bunu düşünün. hatırlıyorsanız ne kadar güzel. hatırlamıyorsanız yine güzel. gidip söyleyin ona bunu. eminim çok hoşlanacaktır. şiiri daha fazla yorumlamadan, size bırakıyorum.
yaş değiştirme törenine yetişen öyle bir şiir

tomris uyar’a

ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç
yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de
bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle
ve yaraşırsa ancak monet’nin
kadınlarına yaraşan giysilerinle
gördüm de
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde
bir otel kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde
bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında
öyle kısaydı ki adımların
şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle
ölçülür ve denk düşerdi ancak
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

yok bir yanıtın nereye diyenlere
bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın
ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere
o bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun
sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden
yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki
hani etiler’den hisar’a insek bile
bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın
çok yaşında her zamanki çocuksun gene
ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

mart ayında patlıcan, ağustosta karnıbahar
mutfağın mutfak olalı böyle
bir adın vardı senin, tomris uyar’dı
adını yenile bu yıl, ama bak tomris uyar olsun gene
ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma
oysa güneş pek batmadı senin evinde
söyle
ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç.